uyuryazar

Karalamalarımdan

18/10/2008 -Kategori: Günlüğümden nağmeler

Kafası karışık olan 7 milyar insandan biri olduğumun;yani bu konuda yalnız olmadığımın ne yazık ki ve ne büyük şanstır ki farkındayım.Nilüfer diyor ya:“Farkındalar koğuşundayım” diye, aynen o haldeyim.Berbatlığın, kötü duyguların, yanlışlıkların, felaketlerin, ayrılıkların, kalp kırıklıklarının, tacizlerin, haksızlıkların, hırsızlıkların…; kısacası üzücü hap niyetine alınabilecek her şeyin farkındayım.Israrla ve inatla “olmaz olaydım” diyenlerdenim.Bitkinim, huzursuzum, kırgınım, yalnızım…

 “Yarın güzel bir gün olacak.”Yaş yediden kalma, odamın kapısıyla ve benim okumaya başlayışımla bütünleşmiş bu yapıştırma (stikır diye yazacaktım az kalsın, dilimi eşek arısı soksun bu kadar ondan uzaklaşırsam) dahi artık bana inanç vermiyor; aksine sıkıntıma artılar katmada büyük rol oynuyor.Ne denli aptalmışsın ey ademin torunu! Yarın neden güzel olsun sen bu haldeyken?Ne sen kendine ne de kendin sana güvenirken…Çabalamazken…Bitkinken…

 Diril artık ey koyun! Etrafında seni gütmeye hazır her şeye, herkese karşı koy ve büyü.Sadece kendi ol, mutlu yüzler görebilmek için süt ver;ama asla etinden kimseciklere nasiplendirme.Sen de yaşıyorsun, unuttun mu? Geniş çayırın seni bekliyor.Artık daha fazla gecikmeden oraya gitmelisin.Yaşam bir dakika daha bekleyemez.

 

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı

Sorunlu Muyum?

18/10/2008 -Kategori: Günlüğümden nağmeler

Çoğu zaman aklımızı kurcalayıp duran paket programlardan birinin algoritmasını çözmeye çalışıyorum bugünlerde yine:”Sorunlu muyum?” Ne kadar çabalarsak çabalayalım, istersek yırtınalım, dövünelim, kendimizi harap edelim, asla yanıtını bulamayacağımız evrenin temel katsayılarından biri ile karşı karşıya kalmış durumda oluyoruz aklımıza bu soru işareti çentiklendiğinde ucu batarcasına.Nedenler ardı sıra geçiyor koyunlar gibi zihnimizden, sütümüzü içememişiz, uyku tutmuyor, koyunları saya saya şehre yetecek sürüler ortaya çıkıveriyor bir anda cevizden biraz daha büyük beyinlerimizin sakladığı küçük kainatta.

 Mahrumuz.Her şeyi yanıtlayabilmeyi istiyoruz ve bu nedenle hiçbir yanıtı bulamıyoruz.Küllenmesi gerekenleri deşiyoruz, neşterle kendimizi yine kendi ellerimizle kesiyoruz.Nedenleri arayarak bilim yaratmaya çalışıyoruz.

 Boşverivermek, üstüne bir çizik kıvırttırmak olmalı en doğrusu.Sorumsuzcasına anı yaşamak isteği değil anlatmaya çalıştığım.Sadece sorunları her zaman niçin sürekli, soluk almaksızın çözmeye olan uğraşışımızdaki inanılmaz beceriksizliğimizi eleştiriyorum.Öylesine elsiz ayaksız kalıyoruz ki şu kadarcık işaretle biten tümceleri algılayabilme savaşında…”Anlatılmaz yaşanır” gibisinden klişeleşmiş bir sözü kullanmak geçti bir an aklımdan, az önce bunu söyleyen bir arkadaş sayesinde.Ama nasılsa hemen herkes aynı konumda değil mi de ellerimi böylesine bir saçma söz için yorayım, ki şu an açıklayarak…

 Aç kaldım.Duyguya açım.Üzülmeye, sevilmeye, çığlık atabilmeye her neden olursa olsun.İnanılmaz tekdüze bir medeni yaşamı sürüyorum.Neyse medenilik artık… Medeni, uygar, çağdaş ne dersen de, olabilmek mutsuz olmayı da gerektirir mi?Anladık, elli dili bilmeli, otuz işten anlamalı, kitap kurcalamalı, anlamsız milyon tane resim-heykel sergisine gidip alkolik sanatçıların iç boşluklarına bakmalı, akşamları televizyonsuz geçirip yerine Fransız dergilerinden oluşan koleksiyona bakmalı, lahmacun, soğan, sarımsak gibi bilumum kokulu güzellerden uzak durmalı, bira yerine A kalite şarap içmeli…

Lililililiyiz.Buysa eğer, istemiyorum çağdaş olmayı! Dişimi fırçalar, çişimi yapar yatarım.Açar televizyonumu istediğim yarışmayı bir embesilmişçesine izler, yanında biramı yudumlarım.Hayat soru ve sorunlardan mı ibaret olacak hep?Oh! Ben buyum, isteyen buyursun değiştirmeye çalışsın beni.Duy sesimi Hande duuuyyyyyy!!! Nasıl lanetledin beni gör oradan eğer becerebilirsen!Günah çıkaran pederler gibi kendimi temizliyorum.Bağladığın yüreğim şimdi çok daha özgür.Sensiz bir hayat boyu…Sevgilerle.SorunluL

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı

Adsense Deneyimlerim

12/10/2008 -Kategori: Bendenizden Haberler

Zaman sıkıntısı çeken insanların bol zamanı bulduklarında yaptıkları gibi sıkıntıdan patladım bugün.Bu sayede oturup n tane blog ve forum girdisi okuma fırsatına eriştim.Hemen hemen en sık rastladığım konular ya insan ilişkileri ya da para kazanma yöntemleriyle ilgiliydi.İnsan ilişkilerinde zaten her zaman baştan 1-0 yenik olduğumdan ve olacağımdan, bu yazılara doğru dürüst bakmaya tenezzül dahi etmedim.Cinlik yapmayı seven milletimin para kazanma konusunda yazdığı şeytan aklı zannedilen, çoğu hiçbir dayanağı ve gerçeklik payı olmayan yazıları okudum.İçlerinde neler yazmıyordu ki…Yazı okuyup, posta yollayıp, ekranı açık tutup para kazandıran sistemler, oyuna yatırımlar, müzik kutularından dinledikçe bonus almalar…daha neler neler.Tabi aralarında güzel yazılar da vardı, adamakıllı sistemler hakkında.Bunların başında da benim de kullanmakta olduğum Adsense vardı.

Gerçi cin fikirleri Adsense için de üretenler olmuş ama sistemin yeni olduğu senelerdeki gibi bu türden açılımlar her yeri kasıp kavurmuyordu.Ciddi olarak bu işlerle uğraşan insanımız akıllanmış, daha yerli yerinde ürünler türetmiş.Çoğu tasarımın ve içeriğin gücünden ve birlikteliğinden bahsetmiş.Doğrudur, yerindedir bu yazılar.Bana da helal olsun yazanlara demek düştü.Biz de o kadar web tasarımcılığından sonra bedava bloğa düştük en sonunda:D Olsun artık ne yapalım, biraz mola benim de hakkım, değil mi? Şimdilerde blogcunun bu hizmeti iyi göründü bana ve başladım ufaktan karalamaya.Bakalım, sonumuz hayrola.E ben de yazayım bari deneyimlerimi, bildiklerimi.

 Google’a tabiri caizse kazık atmaya çalışan ilklerdenim ben de.Kendi reklamımı arada sırada tıklayarak, sistemin taze olduğu 2003 yılında 100doları gördüm ve bir anda sözleşmem iptal edildi.Hevesim kursağımda kaldı, koca bir sıfırı bana hediye ettiler.Nasıl yaptıklarını o zaman anlayamadım, hala da tam anlayabilmiş değilim, tam olarak konunun hakimi birinin de ortalarda olmadığından eminim.Lafın kısası, özü: Çok kaliteli bir sistemle karşı karşıyayız.Bizim yapacağımız her türlü hokkabazlık düşünülmüş, denenmiş ve sonuçları her gün karşımıza çıkıyor.Bu nedenle adsensle ilgili aklımızda kalacak şey, her zaman dürüst olmamız gerektiği.Yanlış tıklamalarımız olursa yapacağımız ilk iş, adsense ekibine hemen bir e-posta yazmak ve durumu açıklamak olmalı.Sonuçta onlar bizim, biz de onların sayesinde para kazanıyoruz, kazanmaya çalışıyoruz.

 Google’da üst sıralarda bir site sahibi olmak pek çoğumuzun hayali.Bunu başarmak ise bugünlerde hem çok güç hem de oldukça kolay.Nasıl mı? İnternet gün geçtikçe bilgi çöplüğüne dönüyor, aynı konular tekrar ve tekrar basılıp önümüze sürülüyor.Bu durumda bizlerin yapması gereken, basit veya karmaşık hiç fark etmez, masaya konulmamış konularla meydana atılmak.Ya da yapabiliyorsak, ki bu kanımca oldukça zor, yapılanların çok daha ilerisinde bir ürün bedene getirmek.Bu kısımda anlatmak istediğimden kendime yeniden bir sonuç çıkarıyorum:İçeriğin kaliteli ve özgün olmalı.Bunun içinse yapılacaklar yazara kalmış.Sağlamayı yaparken benim kalemimden ortaya çıkanları aktarayım; sade içerik, kaliteli ve içi dolu sözcük seçimi, düzgün bir yazı akışı, bol örnekleme, yazarken kendini sıkmamak, bu yolla da okuyucuyu düşünmek, doğru bir bilgi altyapısı.

 Pek çoğumuza anlatmama gerek yoktur, işin ikinci ve ayrılmaz parçası tasarımcılık.Düzgün bir tasarım olmadan, isterseniz Nobellik bir yazar olun, kimse ne yazılarınızı okur ne de reklamınıza tıklar.Olay yine aynı sihirli sözcükte bitiyor:sadelik.Kafa karıştırmanın, bol yıldızın hiçbir anlamı yok.Kolay kullanım ve bol seçeneği kullanıcı her zaman sevmiştir.Yapmanız gereken bu koşulları önünüze alıp, internette bol gezen blogların birinden adsense’ten kazanmak hakkında yazanların içindeki sürekli kopyalanıp yapıştırılmış sırlardan yararlanmak.Nasılsa bu basit, sır olmaktan çıkmış sırlardan herkesin haberi var.İş bizim elimizin hünerine bakıyor.

 “Çalışmak, çalışmak, çalışmak!” derdi rahmetli Sakıp Sabancı.Sözüyle onu yadedeyim.İşte esas sırrınız bu olmalı, gerisi faso fisodan ibaret.

 Herkese bol kazançlı günler. 

 

 

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı

Yeniden Okul!!!

11/10/2008 -Kategori: Günlüğümden nağmeler

Yorulduuummmm! Yeter artık, isyan bayrağını çekeceğim göndere, kendimi yine kendim için alıkoyacağım dünyadan.Çok yoruldum, inanılmaz yoruldum, feci halde yoruldum, diplere batacakmışçasına yoruldum…Anlayın işte, kısaca yoruldum:D

 Hayat çok acımasız bizim gibi hayata düşkünlere karşı.Yani hayat yine kendine karşı geliyor, arada ezilen bizler oluyoruz.Okul başladı, yılları yeniden düşmeye başladım ömür abaküsünden.Harap ediyorum kendimi şu gerçekten eğitim alamadığım eğitim zamanlarında.Okula okumaktan çok herhalde genel görgümü, sosyal ağlarımı geliştirmeye gidiyorum.Dersle ilgili ne yaptım ki bugüne kadar.

 Bilgisayar mühendisi olacağım bir kaza bela gelmezse eğer; ama işe de alınamayacağım gibi görünüyor.Kredi yok gibi, 2.75 kredi varken ancak lisansüstü için başvurudan başka bir şey yapamam.Kimsecikler beni işe mişe almaz, üstelik enayi niyetine yılları çürütmüş olurum.Şu aptalcasına yaptığım ve hala da bırakmadığım, bırakamadığım işleeerrrr!Yakamı bırakın ülennn!

 Boş olmayan boş sevdalarım neler mi?Kürekten başlarız, müzikle gider, edebiyatla biteriz kısa hattan.Ara yollara iyisi mi hiç sapmamak:D

 Şimdi elimde milyonluk derslerimin bir listesi var, hemen yapıştırıp kitaplara gömülmeye gideyim.

Mat 3

Ayrık Matematik

Sayısal Sistemler

İleri Programlama

Gemi İnşa(Ne alakaysaJ

Olasılık-İstatistik

İnkılap Tarihi

İleri İngilizce

Teknik İngilizce

Sanat Tarihi (Bak bu güzel:D

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı

Umut...

11/10/2008 -Kategori: Günlüğümden nağmeler

Mazhar Alanson "benim hala umudum var" diyor şarkısında.Peki ya bizlerin gerçekten umudu yoksa...Sevmeye, barışmaya, yaşamaya...Ya da sadece ummaya…

 Umut bu, garibanın ekmeği.Aşsız kaldık, hepimiz daha da garibanız artık.İnsana garibiz, ona açız.Sevebilmek, sevilebilmek öylesine büyük bir lüks oldu ki hayatlarımızda...Yalansızca, çıkarsızca, sonunu başını ipini kuyusunu düşünmeksizin sevebilmek...

 Nerdeee eski ben, demelerden bıkanlardanız her birimiz. Okudukça açılıyoruz aşk romanlarını.Onun yerinde ben olsaydım, deyip durmakla sanki kendi yaralarımızı yeniden deşen bu kitaplarda kendi kendimize by-pass yapıyoruz.

 Neden bu denli duygu sarhoşuyuz?Sadece yaşamak, bir kaya gibi, yetmez mi sanki?Yürek denen ufacık yere söz geçiremeyen zavallılardan ibaretiz. Yıkığız, döküğüz, dağıtılmış, talan edilmişiz bu yüzden.Bu yüzden, hep bu yüzden acılarımız.

 Hiç yetmeyiz kendi gözümüzde onlara.Peki ya o bize layık mıdır ki?Her zaman kraliçe karşıda, köle de öndedir.Gerçek öyle midir?Sanki…

 Yeryüzünde sadece ben ve o kalsak dahi, bu andan itibaren artık ona bakmam bile.Bu kararımda inanılmaz ciddiyim, inanılmaz sorumlu ve de aynı zamanda sorumsuzum.Korkusuzum, üzülmekten kırılmaktan korkmuyorum.Zaten yeterince üzülüp kırılmadım mı?

 Yalan benim dünyam, yalan.Varolan her şeyimde bir yanlışlık, hilebazlık var.Kendime dahi yalan söyler oldum.Olduk.Ne zaman dürüst olabileceğiz aynadaki arkadaşa?Ne olmak istediğimize ulaşınca mı?Öyle bir zaman yok ki.Yalnızca avutuyoruz aptal kalplerimizi, böyle olacağım, bunu yapacak, şunu düşüneceğim, diye.

 Yazık bana, bize.Yazııkkk…

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı